Yeni dönem, Karalar ve statüko: Bu sınav hepimizin

Mart’ın sonu bahar mottosuyla Adana’dan Türkiye’ye yayılan değişim, dönüşüm arzusu halkın büyük bir kesiminde karşılık buldu. Türkiye ciddi sosyoekonomik kaygılarla hemhal olurken, yerel yönetimlerin vurdumduymaz harcamaları kamu vicdanını telafisi zor biçimde yaralar hale gelmişti.
Yeme içme faturalarından tutun da, üst düzey yöneticilerin halka “dişinizi sıkın” minavlinde “bir lokma bir hırka” öğüdü verirken eş, dost, akraba ve bir kaç kuşak tanıdıklarının yerel yönetim imkanlarından görgüsüzce faydalandığı algısı, lüks ve şatafat içindeki günlük yaşamları sokaktaki vatandaşın vicdanını incitti.
Adana da bu tablonun dışında değildi. Ödenmeyen işçi maaşları ile kentte ayyuka çıkan “belediye iflas etti” dedikodusu, belediyede çalışan işçinin aidat toplamak için zilini çalmaya artık utana sıkıla gelen kapıcılardan önce apartmana, ardından kahvede okey masalarına dolayısı ile kente yayıldı.
Tüm bunlar olurken devasa ihaleler kamu çıkarı tartışmaları ve şeffaflık eleştirileri altında verilmeye de devam ediyordu.
Tüme varımda ortaya çıkan demokratik itiraz, Hüseyin Sözlü’yü Cumhur İttifakı koalisyonuna rağmen sandığa gömdü.
Halk Adanalının daha çağdaş ve modern yerel yönetim hizmetleri ile buluşmasının önündeki engel olarak gördüğü “Adana statükosunu” da aslında sandığa gömmüştü. Öyle ya, sistem ve statüko değişmezse kişilerin değişmesinin ne önemi vardı?
Bunu okuyamamak politik körlükle ifade edilebilir hattı zatında.
Politikacıların çokça atıfta bulunduğu “Değişmeyen tek şey değişimdir” paradigmasından tutun da, “Bir sorun onu var eden bilinçle çözülemez” metaforuna kadar sayısız alıntılama yapabiliriz bu demokratik talebi ifade etmek için.
Çünkü halk bir kişinin değil bir bilincin değişmesini istiyor.
Liyakat…
Nitelik…
Çağdaşlaşma…
Modern şehircilik…
Bu başlıklar altında kılıflanan talan düzenini değil, talan düzeninden rasyonel taleplerin karşılandığı, Adana’yı borç ve sosyopolitik gerilemeye mahkum eden tüm bu kanıksanmış bilincin alaşağı edilmesini istiyor.
Çeyrek asırlık statüko Sözlü döneminde hem bürokrasi hem de iktidar ile organik bağları üzerinden yerel anlamda iktidarını sürdürdü.
Peki kentli aydınlar Zeydan Karalar döneminde bu fikir iklimini yaşayacak, görecek mi?
Aytaç Durak’ın bu kentin katili olduğunu savunan soldan onun bürokratlarını göreve getiren sola nasıl hızlı bir politik geçiş oldu? Bu gelişmeler kent halkının beklentilerinin karşılanmayacağına mı delalet?
Hayır tabii ki…
Nedeni o ki, yerel yönetimler başkanların fikir iklimi etrafında şekillenir. Zeydan Karalar ile Seyhan Belediye Başkanı olmadan daha evvelden hukuku olan biri olarak benim statükonun yerine yeni bir fikir iklimi yerleştireceğine umudum var. Tabii kuşatmaya karşı dik durursa.
Bu yazıyı ve aslında şahsi kaygılarımı kaleme almamı ve kamuoyuyla paylaşmama neden olan gelişmeler var.
Kadro kurarken Karalar’ın statükonun lobisine çekilmek istendiğini izliyoruz.
Yaptığı ilk Ergül Halisçelik ataması ile liyakat beklentilerini yeniden filizlendiren Zeydan Karalar’ın Genel Sekreterlik görevi için eski Kaymakam ve Vali Yardımcısı Ahmet Nevruz ve ÇUFAŞ için düşündüğü Bülent Yamaç isimleri bu liyakat ve nitelik beklentileriyle örtüşüyor.
Ancak bu isimler etrafından Karalar’ın üzerinde oluşturulan lobi aynı zamanda bu kentin gelişimini ve nitelikli dönüşümüne karşı pozisyonlarını kaybedecek olanların haklı huzurluğunu ortaya çıkardı.
Sayın Nevruz liyakat sahibi bir devlet bürokratı. Türkiye’nin geçtiği tüm politik süreçlerden lekelenmeden çıkmış bir isim.
Bülent Yamaç ise Adana’yı çağdaş, ntelikli ihtisas fuarlarıyla buluşturan, kenti buna hazırlayan ve başarıyla da sirk çadırlarından çağdaş fuarcılığa geçiş sürecini omzunda taşıyan isim.
Bu isimleri kimlerin neden itirazı olabilir? Neden “istemezük” edilir?
Söyleyelim…
Çünkü bu isimler sadece birer yöneticiden ibaret değil. Vasatın övülüp, iyiden uzaklaştırılan şehr-i Adana’nın yeniden düşünmesini başlamasına iklim yaratacak isimler. Liyakatla oturdukları koltuktan edim sağlayacak değil, siyasi varoluşları dışında kent yönetiminde söz sahibi olamayacakların zedelediği itibarı, halkın gözünde makamlara iade edecek isimler.
Yani özetle mesele Bülent Yamaç ve Ahmet Nevruz değil. Mesela Zeydan Karalar dönemi ile hayata geçen Adana’nın yeniden vizyonlu eller üzerinde silbaştan inşa edilmesi sürecinin mi kazanacağı yoksa kenti vasata mahkum eden anlayışın mı statükosunun süreceği.
Bir isim gider bir isim gelir. Ama Karalar’ın ilkesel olarak takdir toplayan tasarrufunun arkasında durduğunu görmenin kent halkına aşılayacağı umudun yerine hiçbir şey gelmez.
Bu sınav hepimizin sınavıdır.

Bir cevap yazın