Okunma Zamanı:2 Dakika, 35 Saniye

Kötü niyetli bir hırsız, şeyhin cübbesini giydi ve yüzünü aydınlatmak için makyaj yaptı ve bir kuyumcu dükkânına girdi. Kuyumcu, yüzü ışık saçan büyük şeyhi görünce prestij ve haysiyet hissetti.

Kuyumcu:‘’Buyurunuz Şeyhimiz, Tanrı sizi korusun.’’Dedi. Hırsız: Ben senin iyiliğinim oğlum. Kuyumcu güldü ve dedi ki: Ne diyorsunuz Şeyhim??!! Yüzünüzün ışıkla parladığı doğru ama açıkçası biraz abarttınız .’’

Bu arada bir gelin ve nişanlısı altın almak için içeri girdiler, birkaç parça altın seçtiler, kuyumcu onlara kahve söyledi ve “Ben altını tartıp hesabı yazana kadar lütfen oturun” dedi. Gelinin, şeyhin üzerinde aynı sandalyede oturması kuyumcuyu şaşırttı.

Kuyumcu: “Dikkat et bacım, sen şeyhin tepesinde oturuyorsun.” dedi. Kız hayretle dedi ki: Ne Şeyhi beyefendi , bu Şeyh nerede?!!! Deli misin ne?? Kuyumcu sustu, altını tarttı ve büyük bir şaşkınlıkla parayı aldı. Şeyh, kuyumcuya, “Oğlum, beni gören ve işiten bir tek sensin, diğer insanlar beni göremez, çünkü ben sana söylediğim gibi, senin amelinim” dedi. Oğlum, senden bir şey istemiyorum, dürüstlüğün ve inancın olmasaydı beni göremezdin. Bu bezi al ve yüzünü onunla sil ki rızkın artsın ve onunla mübarek olasın. Kuyumcu, tüm kutsallığı ve saygınlığıyla kumaş parçasını aldı, öptü, kokladı yüzünü bununla sildi ve bayıldı.

Şeyh olduğu iddia edilen kişi hemen dükkânda ne var ne yok çalıp gitti. Dört yıl sonra bir gün, kuyumcuya prangalı şeyh ile polis ekibi geldi, kuyumcu sevinçten uçtu ve polise teşekkür etti, kuyumcuya ( olay yeri tatbikat ) gerçekleştirileceğisöylendi. Amir hırsıza, burası kuyumcu dükkânı dedi, hırsızlığın nasıl gerçekleştiğini bize açıklar mısınız?

Hırsız dedi ki: Efendim, kuyumcuya girdim ve buraya oturdum ve ona senin iyiliğini olduğumu söyledim,tüm olayı olduğu gibi anlattı ve o kumaş parçasına geldiğinde amirdedi ki bayıltma olayını tam olarak nasıl yaptın. Suçunu olduğu gibi temsil edin dedi.

Hırsız kuyumcuya kumaş parşasını verdi, kuyumcu ağzını yüzünü sildi ve bayıldı. Sözde şeyh ve polis kılığına giren arkadaşları, dükkânı yenidensoydular. Her ne kadar buhikâye bin bir gecenin masallarından olsada doğu kültür mirasımızın ünlü masallarından en gerçeğini yansıtmaktadır.

Bu masalın özeti, Ortadoğu’nun ve sözde İslami iktidarların suç ve yolsuzluk lobisinden net bir karedir. Aslında tarih boyunca baktığımızda, Arap ve sözde İslami ülke iktidarlarınınBinbir Gece masalları’ndaki Ali Baba ve Kırk Haramiler’e benziyorlar. Hangisi orijinal, hangisi sahte, hangisi gerçek, hangisi kurgu bilmiyoruz. Masal, sadece zaman ve mekâna göre hareket ederek mevcut gerçekliğimizden mi türetildi?

Yoksa Ali Baba ve Kırk Haramiler onunla birlikte gelişmiş bir kopya, tekrardan modern hayatımıza devam mı etmekte? Bu iktidarlara baktığımızda çetenin başı, iman, inanç, vatanseverlik, dürüstlük ve sadakat iddiasıyla gece gündüz medyada görünmeye çalışan başkanlardır. Güç ve parayla en zengin yüksek sınıfoldular. Oysaki suç ve yolsuzluğun efendileridir.

Devlet piramidi öyle bir işler ve gelişir ki gece ansızın, kötü iyi oluyor, sanık hâkim oluyor, suçlu polis oluyor, hırsız yediemin oluyor ve katil masum oluyor. Ve her zaman, şahit olduğumuz sürece, çevrenin sosyal haritasının özelliklerini olumsuza doğru değiştirmeyi başarıyorlar, böylece yolsuzluğu alkışlayan, onu ve adamlarını öven bir kültür ortaya çıkıyor. Tıpkı oyalanan Kral Şehriyar gibi,tıpkı masal dinleyen ve derin uykuya dalan çocuklar gibi hep kandırılırlar.

Aslında hırsızlara karşı, kahramanca, milyonlarca Ali Baba olabiliriz ama hırsızlara karşı kapılarımızı her ne kadar kilitlesek de hırsızlığın bunca yolu varken nasıl önlem alabilirizki ve en önemlisi

HIRSIZ İÇERİDEN OLURSA, KAPI KİLİT TUTMAZ.

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın