Okunma Zamanı:4 Dakika, 30 Saniye

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kanal İstanbul” projesinin temel taşını atarak, proje karşıtlarının “seçim” olarak nitelendirdiği bir dönemde, uzun zamandır beklenen kişisel bir “rüyayı”gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanının küçülen seçmenlerini genişletmek için verdiği savaşlar başladı.

Ancak işlevi Boğaziçi’nden farklı olmayan Kanal, gemi trafiğini düzenleyen Montrö Sözleşmesine tabi olmayacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri için bir çıkış noktası olabilir, özellikle de Karadeniz’de hareket için yeni ufuklar açıyorsa.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, küresel boyuttaki en büyük yerel projelerden biri olarak kabul edilen “tarihi” Kanal İstanbul Projesi’nin temel taşını attı.

 İşin ironik yanı, projedeki çalışmaların başlamasının toprağın bir kısmının kazılmasıyla değil, sözde kanalı geçecek olan toplam altı köprüden ilki olan “Sazlıdere”nin inşa edilmesiydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eski Başbakanlar: Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Necmettin Erbakan’ın kuruluşuna katkıda bulunan” projenin, ülkenin kalkınma tarihinde yeni bir sayfa açacağını düşündüklerini söyledi ve” İstanbul’u kurtarmak için bir projedir” vurgulamıştı.

Konuşmasında, yeni kanalın kapasitesinin yılda 25 bin transit gemiye ulaşacağına söylerken şu ankimevcut olan İstanbul Boğazı rakamlar 2050’de 78.000’den fazla geminin geçeceğini gösterirken, , otuzlu yıllarda yılda yaklaşık üç bin gemi geçiyordu .

Erdoğan, kanaldaki çalışmaların altı yıl içinde, toplam maliyeti 15 milyar dolar olarak tamamlanacağını ve bu maliyetin gemilerin,limanlardan ve boğazlardan geçiş için vrdiği ücretten karşılacağını bekleniyor.

İnşa edilecek kanal Boğaziçi Boğazı’nın batısında yer alacaktır, 45 kilometre uzunluğunda ve 278 metre genişliğinde Karadeniz ile Marmara Denizi’ni birbirine bağlayacak.Yaklaşık 21 metre derinliğinde olacak ancak 12 saat boyunca trafik tek yönlü olacak.

Proje, demiryolları için iki yeraltı koridoru ve iki metro içeriyor.

Kanalın etrafındaki alan 26.000 hektardır ve 500 bin insanı barındırabilir.Proje tamamlandıktan sonra bir buçuk milyon kişiye iş imkanı sağlayacak.

İstanbul’u iki yarımadadan bir adaya ve iki yarımadaya dönüştürür.

 Proje planlayıcıları, zaten yüksek olan turizm gelirlerini daha da artıracak bir turizm destinasyonu olacağını tahmin ediyorlar.

Ayrıca Kanal İstanbul’un net olmayan milli hasılaya 12 milyar dolar katkıda bulunacağı ve toplam 28 milyar dolarlık prodüksiyon yapacağı tahmin ediliyor.

Proje 27 Nisan 2011’de duyurulduğunda “çılgın” olarak nitelendirildi, ancak destekçileri ve muhalifleri arasında farklı rezonanslarla karşılaştı.

Bu bağlamda çevre uzmanı Naci Görür, “Karar” gazetesine verdiği röportajda, kanalın Erdoğan’ın iddia ettiği gibi İstanbul’u kurtarmayacağını, ancak geriye giderilemeyecek bir çevre tahribatı bırakacağını söyledi.

Bu bir “Çevre veya kalkınma projesi değil, siyasi bir projedir.”

Uzmana göre proje, özellikle Marmara Denizi’ndeki kanalın açık çatlaklarında bölgede deprem riskini artırıyor.9 dereceye ulaşabilen depremlerin büyüklüğünün artması beklenirken, inşa edilecek barajların Özellikle kanalın güney tarafından tatlı suyunun bir kısmınatutacaktır. tatlı suya ve deniz suyunun karışmasını azaltırken suyun tuzluluğunu arttıracaktırve dolayısıyla Marmara Denizi bölgesinde ölecek olan arazi alanını arttıracak.

 Görür göre, “Kanal yapıldıktan sonra Karadeniz’den Marmara Denizi’ne saniyede 5500 metreküp kirli su akacak, çünkü Karadeniz dünyanın en kirli denizlerinden biri olarak kabul ediliyor.Aynı zamanda en kirli nehirlerden biri olan Tuna’nın suları sayesinde 48 milyon kişinin atık ürünlerinden kaynaklanan kanalizasyon oranı artacak.

Projedeki İstanbul koordinatörü, kanalın İstanbul’un nefesini keseceğine inandığı için, proje çevre örgütleri ve sivil toplum tarafından itiraz ediliyor.

Ayrıca, Erdoğan’a göre 15 milyar dolardan diğer tahminlere göre 40 milyar dolara kadar olan maliyet tahmini konusunda bir anlaşmazlıkta söz konusu.

Başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere tüm muhalefet partilerinin itirazları ışığında,”Gelecek Partisi” eski başbakanı Ahmet Davutoğlu, kanalın en önde gelen muhaliflerinden biri olarak ortaya çıkıyor. Kanalın temelini atanın “açık bir suç işlediğini ve hesabının sorulacağını” söylüyor.Özellikle de “Proje, İstanbul’u boğar, Trakya’dan koparır ve küçük bir adaya hapseder.”

Bir diğer konu ise projenin İstanbul Belediyesi ile hiçbir ilgisinin olmaması ve bu nedenle Erdoğan’ın Cumhuriyet Halk Partisi’nden istanbul büyük şehir belediye başaknı Ekrem İmamoğlu’nun konuya müdahale etmemeye çağırıyor.

Ekremoğlu ise, “Devlet projesi değil, seçim projesi” olduğunu söyleyerek projeye şiddetle karşı çıkıyor.

Tartışılan konular arasında Katar sermayesinin Kanal İstanbul projesinin finansmanındaki rolü de yer alıyor ve proje net bir siyasi boyut kazanıyor.  Karadeniz ile Marmara Denizi arasında gemilerin geçişine izin verecek ve bu tam olarak İstanbul Boğazı’nın görevidir.

Ama fark şu ki, Boğaziçi 1936 tarihli uluslararası “Montrö Sözleşmesi”nin bir parçasıdır.Boğaziçi ve Çanakkale boğazlarındaki tüm ülkelerin geçişini düzenler, hareketine kısıtlamalar, kontroller ve koşullar koyar.

Sovyetler Birliği’nin ve şimdi Rusya’nın Karadeniz ülkeleri arasında olduğu ve Batı ve ABD ile çatışma halinde olduğu göz önüne alındığında,Montrö Sözleşmesi, büyük ABD askeri gemilerinin Karadeniz’e girişini veya Karadeniz’de iki haftadan fazla kalmalarını önlemek için Moskova için büyük önem taşıyor.

Kanalın açılmasından sonra yeni kanalın işlevi, Montrö standartlarına tabi mi yoksa ondan alakasız mi olacağı konusunda sorular artacak.

Elbette, şu anda kesin yanıt bulamayabileceğiniz birçok soru var.

Ancak Erdoğan, “Kanal İstanbul”un yerel bir kanal olduğunu ve uluslararası bir niteliğe sahip olmadığını, dolayısıyla “Montrö Sözleşmesi”nin dışında ve Türk hükümetinin tam denetimi altında olacağını ileri sürüyor.Bu nedenle, anlaşmada değişiklik yapılması veya uluslararası dengelerin değişmesi gibi bir endişe söz konusu değildir.

Ancak kanal karşıtları bundan emin değiller ve kanalın uluslararası düzeyde Türkiye’ye endişe ve sorunlar getireceğine inanıyorlar.

Bu sorun, Rusya-Ukrayna geriliminin ortasında, “Montrö Sözleşmesi” şartlarını ihlal eden savaş gemilerinin Karadeniz’e girmesi için Amerika’nın Türkiye’ye yaptığı baskı hakkında söylenenlerle ortaya çıktı. Ancak Ankara bunu reddeti.

Özellikle şartlar izin verirse Karadeniz ile ilgili deniz trafiğine yeni ufuklar açabileceğinden, “İstanbul Kanalı” ile ilgili çalışmaların başlamasının Washington için bir rahatlama olduğuna şüphe yoktur.

Tartışılan konular arasında Katar sermayesinin projeye ve onu çevreleyen geniş arazilere finansman ve yatırım yapmadaki rolü yer alıyor.Ve o araziler Katarlılara satıldığı söyleniyor.

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın