KADIN, KADINA, YURT MU KURT MU? -

KADIN, KADINA, YURT MU KURT MU?

  Geçtiğimiz Çarşamba günü Adana Kent Konseyi kapsamında kadınların buluşması, 75.Yıl Sanat Galeri’sinde, Adana Kent Konseyi Başkanı Haşmet Biçer ve Yardımcısı Berrin Ünlü ’nün katılımı ile gerçekleştirildi. 

Ben dâhil birçok kadın kırmızı giymiştik. Pişti olduğumuz o güzel, o manidar renk ile belki de çalıştaya katılan diğer o güzel, renkli kadınlara ayrıca bir renk katmıştık. 

Dünyaya mesaj veren binlerce kadından çoğu katılmıştı çalıştaya. “ Bana herkes sahip, benim hakkım yoktur, ben, akıldan yoksun ama vazifem çoktur.“  vazifelerinin başındaydılar. Bu kez ben dilsiz değilim, silkelendim, sözlerimi dinletmeye çıkıp geldim diyorlardı. Adem’ in yediği elmayı evrene salmışlardı ve kendi hayatlarına başkalarının hükümlerini sürdürmeyeceğine yürekten inanmışlardı. 

Cesur yüreklilikle kürsüye çıkıp hayatlarından; biraz alıntılardan, biraz tecrübelerden, biraz savaşlardan,  biraz da mücadeleden dem vurup, derman olmak istediler. Belki de ışık olmak istediler. Neşet Ertaş’ı yâd ederek:  “ Biz insanoğlunun anneleriyiz.“  diye haykırdılar. 

 Kapıdan girerken, yakalarında gerek iktidarın gerekse muhalefetin siyasi rozetini düşürmüşlerdi. Kendi çaplarında yüzerken ne Bay Kemal’in, ne de Erdoğan reisin gemilerine binenlerden değillerdi. 

Hepsi anne, eş, kardeş, çalışan veya ev hanımlarıydı. Görünüşte herkes kendini biliyordu zaten, kadının ruhunda var ya, evlerinde epey bir aynaya bakmışlardı. Ancak gizli hayatlarda kim bilir, kimiler onlara destek olmuştur, kimileri de köstek. Belki de kürsüye çıkan, aktif, hayata atılmış bir hanımefendi, şiddetten söz ederken: “  Biz şiddete maruz kalmayız, çünkü biz bilinçliyiz. “ dediğinde orada bir kurt düştü içime. BİLİNÇLİ kadın, statü ve işinin sahibi olan kadın şiddet görmüyor muydu acaba? Avukat, doktor, öğretmen, mühendis kadınlarımız gerçekten şiddet görmüyor mu? 

Şiddetin bir ölçüsü var mı gerçekten, sadece okumamış veya üretimden uzak olan kadınlar mı şiddete maruz kalıyor?  

Peki ya o statü sahibi kadın bunu gizliyorsa, şiddete maruz kaldığından utanıp bunu açıklamıyorsa. 

Kadınların hayatındaki şiddetin ölçüsünü, şeklini ancak onlar bilir, onlar yaşar. Ne yazık ki birçok sayıdaki statü sahibi kadınlarımız da hasbelkader medyaya yansımamış olup şiddete maruz kalıyorlar ve susuyorlar.  

Çalıştayın amacı, muhteşem bir atmosferde gerçekleşiyordu, amacına doğru pusulayı çevirmişti ve ilerliyordu. Özellikle otobüs şoförü bir kadının, günlük ve hayattaki mücadelesini anlatması; yabancı uyruklu bir kadının, gurbette, hayatla mücadelesi ve şiddete karşı alıntıları ve kurtuluşunu anlatması belki de az da olsa bir yaraya merhem olmuştu. Belki de o kadınlar, bir başka kadına yurt olmuşlardı. Ta ki kürsüye çıkan bir başka kadın: ‘’Hz. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, eşlerine hiçbir zaman suratını asmamıştı, hep güler yüzlüydü.’’ diye konuşmasına başlamasıyla, eyvah! Tam burada siyasal İslam’ı devreye koydular ve salonda buz gibi bir hava hâkim oldu. Eşlerine ne demek oluyordu? Birçok eş kabulümüz mü olmalı? Öyle mi, oysaki peygamberlerin örnek teşkil etmeleri gerekmiyor muydu? Kısaca 1400 yılına mı dönelim, hâlbuki akıl, çağdaşlık ve haklar çalıştayın hedeflediği konulardı ve tam bu anlamda, Adana’da kalkınma stratejisini, çağdaş anlamda, bilim ve tekniği önceleyerek, ‘’Adana’yı nasıl akıllı kent yapabiliriz?’’ sorusu ve bunun cevaplarını bulmak, buluşmanın en önemli maddesi ve söz konusuydu.  

Kürsüdeki statü sahibi kadın birden: “ Bugün siz AKP iktidarının sayesinde burada toplanabiliyorsunuz. “  demesi üzerine, bu soğuk günlerde ikinci soğuk bir duş oldu. Buz gibi kesildi herkes. Oysa çalıştayın amacı “ Sosyal Dayanışma Çerçevesinde Ekonomi ile “ Kadına şiddetin Önlenmesi “ hakkında bilgilendirmeydi. Yine İslam, siyaset, işin içine girdi ve 1400 yıl önce yapılmış bir kılıçla, sanatın, müziğin, üretimin ruhuna kast etmek gibi bir şeydi.

Bir cevap yazın