İlişki zappingi

“Ruhsal anlamda bir sorunum olmalı. Bildiğiniz ilişki gurmesi gibiyim. Asla sadakatsiz bir adam olmadım ve birlikte olduğum hiçbir kadını aldatmadım ama bir haller oluyor ilişki başladıktan sonra bana.
               Bir kadını kafaya taktım mı onu sevgilim olmaya ikna edene dek elimden geleni ardıma koymuyorum. Sonunda da ikna ederim bir şekilde. Dengimi de haddimi de bilirim sonuçta. Seçtiğim kadın da beni beğenecek, reddetmeyecek bir kadın olur çünkü.
               Bir dakika ayrı kalamamalar, telefonlar, mesajlar, hediyelere boğmalar, tatiller vs derken daha altı ay dolmuyor ki ölüp bittiğim ilişki yerine yeni bir ilişki arzulamaya başlıyorum. Asla ilişki bitmeden yenisini hazırlamam ama!
               Ve son kız arkadaşımın yüzüme haykırdıkları ile fark ettim ki karşı tarafın ilişkiyi bitirmesi için elimden geleni “ustalıkla” yapıyorum. Mesafeyi arttırıp soğuklaşıyorum, karşı taraf şikâyete başlayınca dır dır etmekle, boğmakla suçluyorum. Git gide karşıdakini beni iyice anlayamaz ve daha dengesiz hale getirip istediğim ayrılma nedenini üstelik de “kendimi sıyırarak” elde ediyorum.

Bir süre şanssızlığıma yanıyorum, güvenimi kaybediyorum, “bütün hepsi aynı” şeklinde bunalımlara kalıyorum.
               Sonrasında yalnız da kalamıyorum. Hemen yeni bir plan ve sar başa…
               Son ilişkimden sonra aslında ilişkinin en yoğun zamanlarında bile tedirgin ve tatminsiz olduğumu gördüm. Bitecek diye mi, aynı oyunu oynamaktan mı yoruldum bilmiyorum ama son kız arkadaşım çelik kulemi yıktı galiba…”
Z. F. (Danışan izni ile)

               Bundan bir kaç ay öncesine dek hayat dolu, oldukça sosyal ve özgüvenli olarak tanınan danışanım depresyon tanısı almış ve ilaç kullanmaya başladıktan sonra bunu terapi olmaksızın halledemeyeceğini düşünerek terapiye başlamıştı. 
               Bahsettiği durum günümüz kadın ve erkeğinin “karşı mağduru” olarak sık sık karşıma geldiği bir ilişki problemini anlatıyor aslında. Genellikle bu tarz bir ilişkiden çıkmış, ne olduğunu anlayamamış kadınlardan biri bu danışanım tarzı bir kişinin eski sevgilisiydi belki de kim bilir…

İlişki bitiminde kız arkadaşının acı yüzleştirmesi ile karşılaşıp kaçamayacağı kadar yoğun bir farkındalık edinen bu danışanım ve benzerlerinin yaşadığı durum nedir?

Çok yoğun olarak yaşanan iki ilişki çıkmazından bahsedilebilir. Birisi Çift Terapisinde artık hepimizin aşina olduğu üzere “Bağlanma Sorunları” diğeri ise çok daha yeni bir kavram olan ancak bağlanma problemlerini de kapsayan “Seri Tek Eşlilik”.

İlişkilerin olmazsa olmazı ve temel taşı ”sadakat” kavramı üzerine temellenmiş ancak bağlanma anlamında yeterince beslenememiş bir ilişki modeli “Seri Tek Eşlilik”. Aldatma olmayan aldatmaları içeriyor. Kişi başkasını değil kendini aldatıyor
Şöyle ki; kişiler bir ilişki yaşama fikri ile birlikte harekete geçiyor ve giderek artan bir duygusal yoğunlukla ilişkilerine “geçici olarak” delicesine bağlanıyorlar. Karşı taraf da mutluluk ve bunca ilginin etkisi ile beklenti bakımından çıtayı oldukça yüksekte tutmaya başlıyor. Ancak ilişki başladıktan bir kaç ay sonra, ilgi ve sevgileri gittikçe azalıyor. Yeni bir ilişkiye başlamanın heyecanı ile bu “eski” birliktelikten kurtulmanın çarelerini aramaya başlıyorlar.  Uzaklaşıyorlar, bahaneler üretiyorlar, soğuk davranıyorlar. Karşı taraf durumu sorguladığında dürüst davranmak ve ilişkiyi bitirmek yerine bir neden öne sürmeksizin karşı tarafın evhamı olduğunu öne sürüyorlar. Partnerleri sorgulamaya devam ederse, sürekli ilgi istemekle, kendilerini boğmakla, dırdırcı davranmakla itham edip ilişkiyi asıl soğutanın partnerleri olduğunu ima ediyorlar. Genellikle karşı tarafın yıprandığı bu süreç suçun yine karşı tarafa yüklenmesi ile son buluyor.
               Kimi erkek ve kadınlar ilişkilerini bu şekilde maraton halinde yaşıyorlar. Yani Seri Tek Eşlilik bir tür ilişki zappingi. O ünlü reklam repliği durumu o kadar güzel anlatıyor ki:” Bir kadın/erkek görürsün. Sevgilin olsun istersin. Günlerce peşinden koşarsın, zor elde edersin. Sevgilin olur, hevesin kaçar”…

Bağlanma Sorunu olan bireyler ise devamlı olarak kısa ya da uzun süreli ilişkiler yaşıyorlar ancak bu ilişkilerin ciddiyet ve yoğunluk düzeyini asla arttırmıyorlar. Kimileri ilişkiye başlarken ciddiyet, evlilik, birlikte yaşama gibi konularda pazarlık bile yapabiliyor. Özellikle şehir insanında gitgide yaygınlaşan ve cinsiyet farkı gözetmeyen bu durum geç evlilik ya da ileri yaşlara rağmen bekar kalma tercihlerinin temel nedenlerinden birini oluşturuyor. Bireyler ilişkilerini özgürlük alanlarının kısıtlanması olarak gördüklerinden duygusal ilişkiye bağlanma sorunlarını “kişisel tercih ve özgürlük seçimi” adı altında maskeliyorlar. İki bağlanma problemli birey birbirini bulmuş ve anlaşma yapmışsa (evet böyle anlaşmalar da olabiliyor) sorun yaşanmıyor. O şekilde yaşayan çiftler de var ve durum gerçekten tercih meselesi oluyor. Ancak anlaşmış olmaları, bağlanma sorunları olmadığı anlamına gelmiyor. Çünkü beklentiler net de olsa içlerindeki “ilişki ciddiye binecek ve boğulacağım korkusu” nedeni ile mutlaka bir yanları tetikte oluyor.

Buradan bakıldığında bu tarz ilişki yaşayan insanlar hem kendileri hem de karşısındakiler için büyük bir sıkıntı kaynağı. Hiçbir şekilde tatmin olamadıkları gibi, danışanım gibi durumunun farkında olmayan kadın ve ya erkekler bir de gerçek ilişkilere güvenlerini kaybettiklerini düşünüp depresif ve güvensiz ruh hallerine girebiliyorlar. Onlara göre her şey güzel giderken karşı tarafın beklentisi yükseliyor ve boğulmaya başlıyorlar.    Durumun böyle olduğu örnekler elbette söz konusu olabiliyor ancak çoğunlukla partnerlerini “yaklaşma / kaçınma” ile o hale getirenler bizzat kendileri oluyor. 
               Seri Tek Eşlilerle birlikte olan kişiler içinse durum çok daha yıkıcı olabiliyor. İlişkinin başında uzak dursalar dahi peşlerinden koşuluyor, ilgiye boğuluyor ve ilişki başladıktan sonra neredeyse kendileri olmadan nefes alamıyor eşleri. Durum böyle iken birden bire ilgi ve sevgiden yoksun kalan, çeşitli bahanelerle mesafe konan, nedenini anlamaya çalıştıklarında boğmak, zorlaştırmak, karşıdakini kendinden uzaklaştırmakla suçlanan taraf haline geliyorlar. Sadık olmak en büyük erdem olarak sunuluyor ve karşıdakini başka bir ilişkiye itmekle bile suçlanabiliyorlar. Sussalar suskunlukları kabul ediş gibi geliyor ve uzaklaşma zemini genişliyor. Nedenini sorguladıkları anda sorun çıkarmak ve sevdiklerini bunaltmakla suçlanıyorlar. Zamanla güçsüz düşüyor, yolun sonunda tüm insanlara ve ilişkilere güvenlerini kaybediyorlar. 
               Bu durumun temeline baktığımızda karşımıza pek çok neden çıkabiliyor. Genelde ilgisiz, aşırı ilgili, boğucu ya da tutarsız ebeveynlere sahip bireylerde bağlanma ilişkisi sağlıklı bir şekilde oluşmuyor. Çünkü bağlanma duygusunun sağlıklı bir şekilde oluşması için sevgi ve güvenin devamlı bir şekilde çocuğa verilmesi gerekiyor. Tutarlı ve sürekli bir şekilde sevgi görmeyen bir insan uzun süreli ilişki ya da evlilik gibi tutarlı ve sürekli sevgi paylaşımı içeren birliktelikleri yürütemiyor.

Seri tek eşlilikte bir tür bağımlılık da söz konusu: İlişkinin ilk evrelerine bağımlılık. Bu tarz bireyler genelde monotonluktan korkuyor ve aşkın sevgiye dönüştüğü aşamanın değersiz olduğunu düşünüyorlar. Onlara göre ilişkinin ilk zamanlarında, yoğun aşkın yaşandığı evre dışında hiçbir şey gerçek ve keyifli değil. Bu durum çocukluk yaşantıları ya da geçmiş ilişkilerindeki bir patolojiden kaynaklı olabiliyor zaman zaman.

Daha önce yaşanan ilişkilerdeki olumsuz deneyimler bu anlamda önem kazanıyor. Birey daha önceki ilişkilerinde aldatma, aşağılanma, yoksun bırakılma, dengesiz ve tutarsız tarzda bir ilişki yaşamış olabilir. Ya da kendi ailesinde anne-baba arasında eş ilişkisi ve ya daha önce belirttiğimiz gibi anne babasının kendi ile ilişkisinde bunu yaşamış olabilir. Çatışmalı evlilik,  sorunlu bir ilişki ya da oldukça örselenmiş bir çocukluktan çıkan bir bireyin çözümlenmemiş sorunları karşımıza bağlanma sorunları ya da ilişki zappingi olarak çıkabiliyor.

Bunun dışında özellikle kent ortamlarında kişilerin belli bir yaşı geçmesi uzun süreli ilişki yaşama, bir ilişkiye emek verme, duygu ve sorumluluk paylaşımını devam ettirme gibi konularda bir kısır döngüsüne girmesine de neden oluyor. Belli bir yaşa dek tek kişilik bir hayat yaşayan birey için iki kişilik hayat adaptasyonu zor geliyor. Bu nedenle ilişkilerinden belli bir süre sonra sıkılıyor, uzaklaşıyor ve nihayetinde ilişkiyi sonlandırıyorlar. Ta ki tekrar yalnızlık hissi ile baş başa kalana dek. İlerleyen yaşlarda yalnızlık hissi uzun süreli ilişkiye zemin hazırlayacak dek artsa da bu sefer psikolojik alt yapıları buna müsait olmadığından birliktelik ya da evlilik ilişkisine giremiyorlar. Bu durumda bireyleri ileri yaşlarda yoğun bir depresyon bekleyebiliyor.

Her iki sorun da gerek çift terapisi gerekse bireysel terapide karşımıza sık sık çıkıyor. Seri tek eşlililer bağlanma sorunları olanlara göre sadakat kavramını ön plana çıkardıklarından daha az tahrip yaratsalar da sonuç değişmiyor. Nedeni her ne olursa olsun önceleri sadece ilişkinin muhatabı karşı taraf mağdur oluyor ancak sonrasında bu problemi yaşayan bireyler de psikolojik açıdan sıkıntı yaşayıp sorunu bir şekilde bastırmak ya da çözmek yoluna gidiyorlar.

İlişkilerinizde sık sık “karşı taraftan kaynaklanan” sorunlar yaşıyor, biriyle sağlıklı giden bir ilişkinin ortasında bir problem olduğunu hissedip ilişkinizi sonlandırıyor, ilişki ilerlediği an ilk zamanları özlüyor ya da karşı tarafla daha ilişki başlamadan pazarlıklara girişiyorsanız duygusal ilişki bağlamında bir sorgulamaya ihtiyaç duyuyor olabilirsiniz. İlişkinin iki tarafı vardır ve sorgulanacak bir bakış açısı sadece sizi değil karşı tarafı da etkiler. Hikâyenin iki kahramanı varken tek başınıza son yazmak karşınızdaki için başlamadan biten bir ilişkiden çok daha fazlasını ifade edecek ve ona da size de çok zarar verecektir. Zincirleme bir ilişki kazasına yol açmaktansa bu konuyu çözmek ve bu bakış açısını değiştirmek mümkün. Doyumsuz, sonu baştan belli ilişkiler yaşamak ya da bunu daha sağlıklı bir modelle değiştirmek? Karar, seçim sizin. “Zincirlerinizden başka kaybedecek neyiniz var ki?” sonuçta…

Bir cevap yazın