Ergenin gizli öznesi

“Çocuğumuzun giyim zevki felaket. Bol kıyafetler giyiyor. Sürekli odasında. Odasından çıkartamıyoruz. Saçlarını önüne döküp dolaşıyor. Cildi için doktor doktor dolaşıyoruz. Kesinlikle şaka kaldıramıyor ve en ufak bir eleştiriye korkunç tepki veriyor. Bize düşman gibi davranıyor. Çevresinde görmek, bizimle konuşmak istemiyor. Bizden uzaklaştı. Sanki bizden nefret ediyor. Tepkileri ile baş edemiyoruz. Hayatı çok uçlarda yaşıyor. Çocuğumuzu tanıyamıyoruz”

Bunlardan bazıları tanıdık geldi değil mi? 

ergen ile ilgili görsel sonucu

Ergenlik zihnen ve ruhen değişimi sağladığı gibi, dış görünüşü tamamen yeniden yapılandıran bir süreci de beraberinde getiriyor. Sesleri, boyları, yüzleri, uzuvları şekilleniyor ve dönüşüme uğruyor. Seslerinden rahatsız oldukları için konuşmuyor, ciltlerini ve sivilcelerini dert ettikleri için saç uzatıp önlerine kapatıyor, bedenlerinin ön plana çıktığını gördükçe kendilerini büyük beden kıyafetlere hapsediyorlar. Gel gitler halindeki duygular da işin içine girince ergenle iletişim kurulmaya çalışılan her an zorlu bir sınava dönüşüyor.

Neden kolayca kabullenemiyorlar? Çok basit: çünkü süreç “çok hızlı” ve değişen “her şey”! Yani hayatlarının her parçası büyük bir hızla “başka” laşıyor. Aslında ergenliği en iyi tanımlayan şey bu: Başkalaşmak…

Bu dönem kişiliklerinin oturduğu ve benliklerini buldukları bir zaman ama yaşadıkları dönüşümden dolayı dünyanın onları başka biri haline getirmek için sağlarından sollarından çekiştirdiği hissine kapılıyorlar doğal olarak. Korkuyor, kaygılanıyor, belirsizliğe karşı değişmemek için çaresizce direniyorlar. Bu dönemde yapılan eleştirilere de tahammülsüzlükleri bundan. “Sen benim ne yaşadığımı biliyor musun?” “Beni anlayamıyorsun!!” “Beni rahat bırak(tüm dünya üzerime geliyor zaten)”…
Doğal değil mi bunu yaşamaları? Bir an için düşünün ve onların gözünden bakın dünyaya. Hatta hatırlıyor ya da hatırlamak istiyorsanız kendi dönemlerinize dönüp düşünün. Topyekûn değişiyorlar. Vücutları onlardan bağımsız değişerek dönüşüyor. Her konuda “karar vermeleri” gerekiyor, “büyümeleri” gerekiyor. Sürekli konuşmaları ya da susmaları ama bunu yeri ve zamanında yapmaları gerekiyor. Hayatta ne kadar çok şey “gerektiğini” bir şekilde deneyimleyerek öğrenmeleri gerekiyor. Çocuk olmak artık güzel değil büyümek ve yetişkin olmak istiyorlar ama anlıyorlar ki çok zor bir süreç onları bekliyor. Ve nihayetinde aşılması gereken bir dağ haline geliyor ergenlik… Öfkeliendişeli, duygusal anlamda dengesiz, içe kapanık ya da saldırgan olmaları doğal değil mi? 

Ergenin kalbi dönüyor, başı bulanıyor. Evet kendi küçük görünen devasa dünyasında her şey ters yüzken anne babalar onun yaşadığı duygusal felaketi göremeyince işler karışıyor. Ergenlikte çocuklarını kaybetmiş gibi görünüp paniğe kapılıyor ve onları suçluyorlar. Değer bilmemekle, onları terk etmekle, saygı göstermemekle, nankörlükle… O saldırgan ya da dünyadan soyutlanan, mesafe koyup sizi hayatının kapısından içeriye sokmayan ergenin içinde duygusal bir hiperaktif var. Söyledikleriniz size duvara çarpıp geri gelen cümlecikler gibi gelse de aslında o sizi duyuyor. Henüz iletişim kurmuyor belki ama yanında ve yardıma hazır olduğunuzu bilmek onu rahatlatıyor. Çünkü siz iletişim için çabalar ve kararlı dururken hızla ve her anlamda değişen dünyada tutunacak bir dal, köklü bir çınar görevi görüyorsunuz. Size tutunmuyor görünse bile aslında değişmeyen tek sağlam şey olarak içten içe size güveniyor.

Benden uzak, kontrol edemiyorum dediğiniz ve elleriniz arasından kayıp gidecek diye korktuğunuz çocuğunuza bir de bu gözle bakın. Aslında en çok sizin ellerinize muhtaç hala. Sadece güvenli bir mesafeye kadar gidip kendini bulana kadar mücadele etmeye ve belirsizlik denen canavarla mücadele etmeye ihtiyacı var. Bu onu korkuttuğundan çok yıpratıcı tepkiler veriyor o kadar. Aslında siz bunu çocukluğunda da yaşadınız. Hatırlayın yürüdükten sonra sizden uzaklaşırken ara ara dönüp sizi kontrol ettiği zamanları. Aradaki fark artık kişiliğini inşa etmeye hazır ve mecbur. Bunu tam olarak algılayana ve içselleştirene dek zamana gereksinimi var. Dolayısıyla da sizden yana en çok anlaşılmaya ve empatiye…

Onları anlamak aslında onlara yardım etmenin yarısı. Çünkü anlamaya çalışan ebeveyn aynı zamanda baş döndüren bir hızla değişen dünyasında sabit kalan tek şey ve bu ergenin bir güven adasına sahip olması demek. Bu yüzden “seni anlıyorum” cümlesi yetmiyor. “Seni zaman zaman anlıyorum. Ama anlayamadığım zamanlar da oluyor. Çabalamaktan vazgeçmiyorum. Benden yardım istemek zorunda değilsin. Ama birinin dinlemesini istersen elimden geleni yaparım ve seni anlamak için çaba gösteririm” demek bile yeterli hale geliyor. Cümleler bire bir aynı olmasa da anlamdaş bir el uzatmak ergen için sizi hala başvurulacak ilk kaynak olarak görmeye yetiyor içten içe. Bu da tüm dünyanın ona sunduğu belirsizlik ve kaygı kara deliğine karşı, sizin uzattığınız güvenli alan demektir ki çocuğunuza en kıymetli şeyi yine siz vermiş oluyorsunuz. Korkmayın aranıza mesafe koyuyor sandığınız dönem onun size en çok ihtiyaç duyduğu dönem. Hala kahramanı sizsiniz? Bir süreliğine gizli özne olmaya ne dersiniz?

Bir cevap yazın