Dış politikada muhalefete düşen…

Okunma Zamanı:3 Dakika, 4 Saniye

Post-modern çağ zaman/mekan sıkışmasının yaşandığı çağ olarak da nitelendirilir.

Hacı Hüseyin Kılıç |Avukat -Politikacı

Türkiye’nin şu son bir haftayı bile doldurmayan zaman zarfında yaşadıkları bu nitelemeye hak veriyor. 27 Şubat gecesi sosyal medyadan Türkiye’nin İdlip’deki birliklerinin yoğun ateş altında kaldığı, çok sayıda ölü ve yaralı olduğu, Hatay’daki hastanelerin acil ve yoğun bakım servislerinin kapatıldığı haberleri gelmeye başladı. Bir süre sonra sosyal medya ağırlaştı ve iletişim kayboldu.

Hatay valisi ölü sayısını sürekli arttıran bilgiler vermeye başladı. Hiçbir devletlu bu sıralarda ortalıkta değildi. Gün boyu her saat ekranlarda yüzlerinden bizi mahrum bırakmayan bu şahsiyetler, birden sırra kadem basmışlardı. İktidar sahipleri ortadan yok olmuş iken muhalefet de toplumun yaşadığı şaşkınlığın bir benzerini yaşıyordu.

Akşener muktediri aramış, bilgi almış, lakin aldığı bilgileri yüksek siyaset gereği paylaşamayacağını söylüyordu. Kemal Bey ise iktidar sahiplerinden bir açıklama bekliyor, sözcüsü aracılığıyla TBMM’nin kapalı oturuma çağrılması ve bilgi verilmesini talep ediyordu. Siyasette muhaliflerini aşağılamayı, kaale almamayı, kendisini her defasında dünya liderleriyle ölçüsüz ve abartılı biçimde tartmayı huy edinen muktedir bu çağrıları duymazdan geliyordu. Vatandaşın aklına gelen ”Türkiye’nin İdlip’de hangi ali menfaatler adına bulunduğu, orasının Suriye toprağı olduğu” gibi en basit sorular dahi böyle bir dönemde toplumu bilgilendirmek, yaşanan sürecin ne olduğuyla ilgili halkı yönlendirmek sorumluluğundaki siyaset seçkinlerinin aklına gelmiyordu. Nasıl olsa Devletin hiçbirimizin bilmesi mümkün olmayan,” devlet sırrı ” kapsamında olacak, bizlerle paylaşmaması gereken çıkarları vardı.

”Şehitlerimize saygı gereği şimdi siyaset konuşmak, bu soruların peşine düşmek ve savaşa hayır ” demenin zamanı değildi. Enver Paşa’da o çıkarları bundan 100 küsür yıl önce gerekçe göstererek binlerce askeri Sarıkamış’da kırdırmıştı. Tarih muktedirlerin çıkarlarıyla toplumun çıkarının örtüşmediği, ancak bunun acısını o toplumların yaşadığı sayısız örnekle doludur. Napolyon’un Moskova önlerinde ne işi vardı, Hitler’in o zamanki Leningrad şimdiki San Petersburg’da ne işi vardı. Osmanlı da, Fransızlarda, Almanlarda bir işleri olmadığını, felaketler yaşandıktan ve binlerce insan öldükten sonra anlayabilmişti. Bu sorular şimdi sorulmayacak ne zaman sorulacaktı. Siyaset kurumunun temel görevi halk adına biteviye bu soruları sormak değil midir? Şehitlerin aziz hatırasına olan saygı, bir daha bunların yaşanmaması için bu soruların her zaman sorulmasını gerektirmiyor mu?

”Ulusal çıkarların ” ne olduğunu belirleme tekeli, ” Türkiye’nin savunmasının İdlip’den başladığı ” yönünde iktidar katlarından gelen değerlendirmeler tartışılmaz bir doğru mudur ? Bunlar hakkında yurttaş olarak bizlerin tartışma yürütmek ve farklı çıkarlar tarif etmek hakkı yok mudur ? Bunları yaptığımız zaman otomatik olarak ” vatan haini ” mi oluruz, ” iç düşman ” olarak mı kodlanırız. Eğer bu sıfatlar bize yakıştırılacak diye korkarsak o vakit gerçeği nasıl bulacağız?

Siyaseti o tanımı yapma hakkını elinde tutanların çizdiği çerçevede yapmak ile kendimizi sınırlamış olmayacak mıyız ? O vakit de yaptığımız muhalefet bir söz de muhalefet, majestelerinin uygun gördüğü muhalefet olmayacak mı ? 2.Dünya savaşı sırasında hem İngiliz ve Fransızlar hem de Hitler ve Mussolini Türkiye’yi yanına çekebilmek için İsmet Paşa’ya çok ayartıcı teklifler sunmuşlardı. Bu teklifler her devlet adamının iştahını kabartacak tekliflerdi.Etrafımız yangın yeriydi. Yunanistan Hitler ve orduları tarafından işgal edilmişti. Naziler 1943 yılına kadar Moskova önlerindeydi. İngilizler güneyden İran üzerinden Kafkaslara doğru çıkıyorlardı. İsmet Paşa Türkiye’nin güvenliği Suriye’den, İran’dan, Yunanistan’dan başlar demedi.

Yayılmacı, saldırgan bir dış politika izlemedi. Türkiye’nin kapasitesine uygun gerçekçi, realist, barışçı dış politika ve buna uygun bir diplomasi yürüttü. Merak eden Selim Deringil hocanın muhteşem ” Denge Oyunu ” kitabından bu dönemi en ince ayrıntısına kadar öğrenebilir. O vakitte doğumuzda, 1946 yılında, İran’da çok kısa süre yaşayan bir Kürt devleti kurulmuştu; Mahabad Cumhuriyeti. İsmet Paşa gidelim burayı işgal edelim, tehlikeyi doğduğu yerde bastıralım yanlısı politika da izlemedi.

Demem o ki bugün muhalefete düşen görev; iktidarın çerçevesini çizdiği sınırlara hapsolmadan, yayılmacı-saldırgan ve Türkiye’nin kapasitesini zorlayan dış politika davranışlarından uzak, barışçı,realist ve yeniden inşacı bir dış politika stratejisini net biçimde toplumun önüne uygulanabilir bir seçenek olarak koymak olmalıdır. Şehitlerimizin anısına da asıl bunları yapmış olduğumuz zaman layık olacağız.

İçerik Editörü

AdanaNeDiyor.com yeni nesil bağımsız haber ve yorum platformudur. Kentlilik kültürü ve bilincini geliştirmek, çoğulcu ve katılımcı yerel demokrasiyi pekiştirmek için haber yapar, mikrofon uzatır, yorumlar ve tartışır.

Bir cevap yazın

Sonraki

"Sağlıkçılar meslek yasası bekliyor'

Per Mar 5 , 2020
CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, TBMM’de Psikoloji Öğrencileri Meslek Yasası Platformu’yla (PÖMYAP) bir araya geldi. Psikologların, meslek yasalarının olmamasından kaynaklı mağduriyet yaşadığını söyleyen Bulut, “Psikologları ve haklarını koruma altına alacak, çalışma koşullarını belirleyecek bir meslek yasası acilen çıkarılmalıdır” dedi. ADANA// TBMM’de, CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut ve Grup Başkanvekili Özgür […]